Ren markasını ve Karaca kadını büyütmek için yatırımlara hız verdik

Fatma KAYTEZ

Türkiye’nin asırlık markaları arasında yer alan, köklü geçmişi ve toplumsal sorumluluk yaklaşımıyla sektöründe özel bir konuma sahip olan Çift Geyik Karaca, 106 yılı geride bıraktı. Bu yıl özellikle yeni markaları Ren ve Karaca kadın yatırımlarına ağırlık veren Çift Geyik Karaca’nın Yönetim Kurulu Başkanı Cüneyt Güneş, kantitatif yerine kalitatif büyümeye odaklandıklarını vurguladı.

Güneş, “Bu yıl, öncelikli olarak Ren markası ve Karaca kadın yeni iş alanına yönelik yatırımlarımızı artırdık. Bu markaların büyümesi ve güçlenmesi için çeşitli stratejiler geliştirdik ve bu stratejileri hayata geçirmek için kaynaklar ayırdık” dedi.

Önümüzdeki dönemde büyüme planları doğrultusunda yeni kadın giyim mağazaları ve kadın-erkek karışık mağaza açma hedefleri olduğunu da açıklayan Cüneyt Güneş ile markanın dünden bugüne gelişimini, planlarını ve yatırımlarını konuştuk.

Markanın temeli nerede ne zaman atıldı? Markanın Narin Grup bünyesine katılma süreci nasıl oldu? Kısaca marka, dünden bugüne nasıl bir değişimle geldi?

Karaca (Çift Geyik Karaca), Cumhuriyet’in ilanından önce 1917 yılında kurulan ve bir asrı geride bırakıp günümüze kadar varlığını sürdüren tek giyim markası. Kurucusu ise Hayrettin Karaca’nın babası. Markanın ilk kuruluş zamanlarında Kurtuluş Savaşı için çorap üretmesi gibi epik öğeleri barındırıyor ama aslında markalaşması Hayrettin Karaca’nın babasından sonra Hayrettin Karaca’nın işin başına geçmesiyle dünyada 5 kıtaya ihracat yapan ilk Türk Sanayi Mamulü olduğu bir hal alıyor.

Hayrettin Karaca’nın oğlunun vefatından sonra Hayrettin Karaca’nın üzüntüsüyle motivasyonu azalıyor diye biliyoruz ve sonrasında markayı Tekfen Holding’e satıyor. Daha sonrasında Hayrettin Karaca daha çok sosyal sorumluluk projelerine odaklandığı bir hayat sürdürüyor. Tekfen’de biraz yavaşlayan, bir nevi beklemeye alınan marka, 2005 yılında Narin Grup tarafından tekrardan canlandırılıyor. Hem bir ürün markası olarak hem de bir perakende markası olarak yeni yolculuğuna başlıyor.

Uzun soluklu bir marka olmanın altında yatan sır nedir?

Ürün açısından bakarsanız ‘kalite’ bizim değişmeyen en önemli değerimiz. Ama açıkçası Karaca markasının uzun soluklu başarısının altında yatan sırrın üründen daha fazlası olduğuna inanıyoruz. Markanın tarihindeki önemli kilometre taşları, kurumsal değerler, kültürü hepsi birleşiyor. Bu tarihî kökenler, markanın köklü bir geçmişi ve güvenilirliği ile tanınmasına katkı sağlamıştır.

Karaca, Türkiye’nin ilk dünya çapında 5 kıtaya ihracat yapan sanayi mamulu markası olma özelliğini de taşımaktadır. Ayrıca 100. yılını kutlayan ilk moda markalarından biri olma unvanına sahiptir. Bu, markanın sadece uzun ömürlü bir marka olmakla kalmayıp aynı zamanda modanın evrimine ayak uydurabilme yeteneğini de yansıtmaktadır.

Bugün Karaca, sadece bir giyim markası olarak değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilinci taşıyan bir sivil toplum markası olarak sorumluluk üstleniyor. Karaca markası, köklü geçmişi ve toplumsal sorumluluk yaklaşımı ile sektörde özel bir konuma sahiptir. Bu özellikler, markayı diğerlerinden ayıran faktörlerdir ve Karaca’nın uzun soluklu bir marka olarak başarısının temelini oluşturur.

Sizin sektöre girişiniz nasıl oldu? Eğitiminiz, kısaca özgeçmişinizden bahseder misiniz?

1972 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldim ve ailemin en küçüğüyüm. Biz Güneş ailesi olarak her zaman birbirimize sıkı sıkıya bağlı olduk ve geçmişimize olan bağlarımızı da unutmadık. Babam Fethi Güneş, 1970’lerin başlarında Sultanhamam/Yeşildirek’te Narin Triko’nun temellerini attı ve tekstil sektöründe önemli bir başarı elde etti.

Eğitimimi İstanbul Fatih’te aldım ve genç yaşlarımdan itibaren babamın yanında çalışmaya başladım. 1997 yılında evlendim ve üç çocuğumuz var. Ailemizin çeşitli yatırımları arasında perakende ve mağazacılık alanlarına yoğun ilgi gösterdim. 2005 yılında, Narin Triko’nun Çift Geyik Karaca markasını satın alma sürecinde aktif olarak yer aldım.

Sonrasında da Çift Geyik Karaca’nın yönetim kurulu başkanı olarak markanın gelişimine liderlik etmeye devam ediyorum. Ayrıca, BMD (Birleşmiş Markalar Derneği) ve YYMD (Yüzyıllık Markalar Derneği) yönetim kurullarında görev alıyorum ve DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) ile MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) üyesiyim. Yaklaşık 35 yıldır ticaret hayatının içinde bulunuyorum.

Şirketin üretim kapasitesi hakkında bilgi verir misiniz? Bünyenizde kaç kişiyi istihdam ediyorsunuz?

Öncelikle belirtmeliyim ki, Karaca bir perakende ve koleksiyon markası. Ürünlerimizi ve hammaddelerini Türkiye ve dünya genelinde kalite beklentilerimizi sağlayan farklı paydaşlarla işbirliği ile temin ediyoruz. Ancak, grup şirketimiz Narin Triko, tekstil üretiminde önemli bir yere sahip. Narin Triko olarak, 750 bin adet triko ürününün üzerinde bir üretim kapasitesine sahibiz. Üretim alanında yaklaşık olarak 200 kişiyi istihdam ediyoruz. Asıl iş kolumuz olan perakende mağazacılık alanında ise yaklaşık 600 kişiye istihdam sağlıyoruz.

Bu yıl, işletmemizde yeni markalar, iş alanları boy gösterdi

Bu yılın sekiz aylık dönemini firma olarak nasıl geçirdiniz?

Açıkça ifade etmek gerekirse, bu yılki finansal performansımızı değerlendirirken enflasyonun yüksek seyri hesaplarımızı biraz daha farklı bir bakış açışıyla değerlendirmemizi gerektiriyor. Ancak, yine de bu ilk 8 ayın genel olarak olumlu bir şekilde geçtiğini söyleyebilirim. Bunu yanında 2023, işletmemiz için yeni markaların ve iş alanlarının boy gösterdiği bir yıl oldu. Ren ve Karaca olmak üzere iki ayrı markamız bulunuyor artık.

Ayrıca Karaca markasının altında Karaca kadın koleksiyonu da kendi mağazalarında yerini almaya başladı. Konsantrasyonumuz bu yeni yatırımlarımızın başarılı filizlenmelerini izlemekte olacak. Önceliğimiz, bu yeni yatırımların başarılı bir şekilde büyümesini izlemek ve bu markaların sağlam temeller üzerine inşa edilmesini sağlamaktır. Her iki markamızın da sektörde güçlü bir konuma gelmesi için çalışıyoruz.

70 erkek giyim mağazamız var

Türkiye’de ve dünyada şu anda kaç mağazanız var, nerelerde? Yeni mağaza açma planınız var mı?

Şu an itibariyla Türkiye genelinde toplamda 70 erkek giyim mağazamız bulunmakta. Ancak, önümüzdeki dönemde büyüme planlarımız doğrultusunda yeni kadın giyim mağazaları ve kadın-erkek karışık mağazalar açmayı planlıyoruz. Mağaza lokasyonlarına daha seçici bir yaklaşım benimseyeceğiz; bu, zaten seçici olduğumuz bir yaklaşımda bir adım daha ileri gitmek anlamına geliyor. Özellikle belirtmeliyim ki, biz kantitatif yerine kalitatif büyümeye odaklanıyoruz ve yeni markalarımızın büyümesine öncelik veriyoruz. Bu, sadece mağaza sayısını artırmak değil, aynı zamanda sunduğumuz değer algısını ve müşteri deneyimini daha da geliştirmek anlamına geliyor.

Avrupa ve yurtdışı pazarlarda triko ürünlerine talep arttı

Biraz da yurtdışı satışlarınızdan söz eder misiniz?

Grup şirketimiz Narin Triko, önemli bir ihracatçı konumunda. Özellikle pandemi sonrası, Avrupa ve diğer yurtdışı pazarlarda triko ürünlerinde artan bir talep görmekteyiz. Bununla birlikte, asıl önemli olanın ve uzun vadeli bir projelendirme gerektiren konunun, ‘marka ihracat’ olduğunu düşünüyoruz.

Bildiğiniz gibi Türkiye’deki birçok perakende moda markası, yurtdışında neredeyse sadece, bunu Türkiye’deki müşterilerine bir PR hikayesi olarak anlatabilmek için faaliyet gösteriyor. Yoksa markanızın, özellikle kalite ve değer odaklı markanızın gerçekten oradaki tüketiciler için de aynı değerleri simgelemesini sağlamak hiç de kolay bir iş değil. Ama ölçek ekonomisinin gücünü kullanmayı hedeflediğiniz bir operasyonu yürütüyorsanız şartlar farklı olurdu ve yurtdışı mağaza adetlerini bir KPI olarak değerlendiriyor olurduk.

Sosyal Sorumluluk çalışmalarınıza da değinir misiniz? Bu konudaki projelerinizi ve planlarınızı anlatır mısınız?

Sosyal sorumluluk çalışmalarımıza aktif biçimde önem veriyoruz ve sivil toplum markası olma hedefiyle hareket ediyoruz. Mehmetçik Vakfı ve TEMA gibi önemli sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak ortak projeler yürütüyoruz. Ama kendimize sivil toplum markası vizyonu koymamızın asıl nedeni bu değil.

Özellikle mağazalarımızdaki reklam alanlarımızı sosyal mesajlar ve farkındalık yaratıcı kampanyaları için kullanarak, insanların toplumsal konularda daha bilinçli olmalarını hedefliyoruz. ‘Merhaba De’, ‘Sarıl Sen De’, “Sen İyi Ol Yeter” gibi kampanyalar, bu amaç doğrultusunda geliştirilmiş örnekler. Sosyal sorumluluk çalışmalarımızı daha da genişletmeyi ve topluma daha fazla katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Bu yıl gerçekleştirdiğiniz yatırımlar ve bütçesi hakkında bilgi verir misiniz? Bu yıl ajandanızda öncelikle üç madde ne oldu?

Bu yıl, öncelikli olarak Ren markası ve Karaca kadın yeni iş alanına yönelik yatırımlarımızı artırdık. Bu markaların büyümesi ve güçlenmesi için çeşitli stratejiler geliştirdik ve bu stratejileri hayata geçirmek için kaynaklar ayırdık. Bununla birlikte Karaca markamızın marka konumlaması ile ilgili stratejik araştırmalar gerçekleştirdik.

Bu değerlendirmeler sonucunda, markamızın pozisyonunu güçlendirmek için orta ve uzun vadeli stratejiler geliştirdik. Müşteri geri bildirimlerini dikkate alarak ve pazardaki değişen taleplere uyum sağlayarak markamızın daha iyi bir konuma gelmesini hedefliyoruz. Kısa ve orta vadeli hedeflerimiz arasında, Karaca ve Ren markalarının değer konumlamasına dair hedeflerimizi realize etmek var.

“Şimdi 1992 doğumlu olmayı çok isterdim”

Cüneyt Güneş, “İş yaşamınızda keşkeleriniz oldu mu?” sorumuzu, “Spesifik bir keşke değil de geçtiğimiz günler bir arkadaşıma farkında olmadan kendimi şimdi 1992 doğumlu olmayı çok isterdim derken buldum kendimi. Düşününce büyük bir keşkemin olmadığını ama yeniden önüme gelse bugünkü bilgi ve tecrübe ile birçok konuda farklı kararlar verebileceğimi düşünüyorum” diyerek yanıtladı.

Gün ağarmadan yeni güne başlarım

Cüneyt Güneş, gençlik çağlarından beri gün ağarmadan yeni güne başladığını söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti: “Önceden sadece çalışmak için güne erken başlarken zaman geçtikçe kendime ve aileme zaman ayırmak için erkenden güne başlıyorum; Spor yaparak, ailemle kahvaltı yaparak hem güne daha zinde hem de huzurlu başlıyorum diyebilirim.

Benim için çalışmanın belirli bir saati yok. İşimiz devam ettiği sürece bizde anlık gelişmeleri takip etmek veya hızlı reaksiyon alabilmek için her zaman işimizle beraber yaşıyoruz diyebilirim.

Tabi bu süreci sağlıklı yürütebilmek için özel yaşam ve iş hayatı arasındaki denge çok önemli. İşinde mutlu olmayan birisi nasıl özel hayatında mutlu olamıyorsa özel hayatında mutlu olmadan da iş hayatında mutluluğa erişmek maalesef çok güç. Başta eşimin desteği ve çocuklarımın varlığı ile çok şükür biz o dengeyi güzel ve doğru yürütebiliyoruz. “

En büyük hobim ailemle vakit geçirmek

Hobilerinden ve hayallerinden de söz eden Cüneyt Güneş, bu konuda şunları anlattı : “Benim en büyük hobim ailemle vakit geçirmek. Bu bazen gündelik hayatta evde yenilen bir akşam yemeği bazen beraber yaptığımız bir seyahat olabiliyor, özellikle kültürel ve tarihsel zenginliği olan yerleri keşfetmeyi, öğrenmeyi çok severim.

Onun dışında mekan farketmeksizin nerde olursam olayım, yanımda gerekli ekipmanlarımı taşır her sabah 1 saat yürüyüş yaparım ve sıkı olmasa da iyi bir Beşiktaş taraftarıyım diyebilirim. Hem iş hem özel hayatımızda çok fazla hayalimiz var. Daha iyi yerlere gelmek, ülkemize daha çok katma değer sağlamak ve tabi ki bir baba olarak evlatlarımızın güzel yerlere geldiğini görmek diyebilirim.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x